Blog'da Neler Var Peki?

28 Eylül 2016 Çarşamba

2016 Anime-Yaz Sezonundan Bir Seri; ORANGE

Merhabalar! Bu gün hiç yazmadığım tarzda bir yazıyla karşınızdayım. Ben bir anime izleyicisiyim (Yani manga okuyorsan anime de izliyorsundur?). Sizlere 2016 Yaz sezonunda izlediğim serilerden seçtiğim bir ikisini yorumlayacağım. 10 civarında seri izledim. Şaşırmayın normalde bu kadar izleyip ipin ucunu kaçırmam. ^^' Bu günün assolisti ise Orange.

NOT: Türleri eklerken manga versiyonunun türlerini aldım, animelerde fazla tür yazılmıyor nedense. :D :D

Anime Serisinin Tanıtım Görseli
TÜR: Shoujo/Seinen (geçtiği dergi seinen dergisiydi), Trajedi, Romantizm, Bilim-kurgu, Hayattan Kesitler, Okul Hayatı

BÖLÜM SAYISI: 13

KONU/TANITIMBir gün Takamiya Naho on yıl sonra gelecekten gelen, kendisi tarafından yazılmış bir mektup alır. Mektup o gün tam olarak yaşanacak olayları anlatmaktadır. Bu olaylardan biri de Naho’nun sınıfına Naresu Kakeru adında yeni bir öğrencinin transfer olacağıdır. On yıl sonraki Naho mektupta bir çok pişmanlığının olduğunu defalarca belirtir ve geçmişteki Naho’nun doğru kararlar vererek bu pişmanlıkları düzeltmesini ister, özellikle Kakaru ile ilgili olanları. Bundan daha şaşırtıcı olan ise on yıl sonra Kakeru’nun artık onlarlabirlikte olmayacağıdır. Gelecekteki Naho ondan Kakeru’ya gözkulak olmasını ister.

Sezonun en çok beklenen animelerinden biriydi kuşkusuz. İki sezon önceden duyurmalarına rağmen benim için beklemek zor oldu. Gel gör ki anime beklentimi karşılayamadı. Animemiz 2012-2015 yılları arasında yayımlanmış aynı adlı manga serisinden uyarlama. Toplamde 5 cilt, 22 bölümden oluşuyor. Konusu ilginizi çeksiyse mangasına bakmanızı öneririm. Manga Kuzey Amerika'da lisanslandı ve Complete Collection edisyonuyla 2 cilt halinde satışta. (Hatta Arkabahçe'nin sitesinde de satıştaydı ilk cilt) Ya da online olarak da bulabilirsiniz. Neyse. Açıkçası mangası harikuladeydi. Mangakası(manga yazar-çizeri) TAKANO İchigo'yu da severim zaten.

Mangadan Kesit-1
 Orange'ın mangasında biraz talihsizlikler de yaşanmıştı. Yayımlandığı dergiyle sorunlar yaşanmıştı ve mangaya bir süre ara verildi, sonra da bir seinen dergisinde tamamlandı yanlış bilmiyorsam. Öhm, manga konuşmasına döndü. :D

Konusu gerçekten özgün türünde. Ama animeye başarılı aktarılamamış pek. Manganın verdiği duyguları hissettirmiyor. Seiyuular(ses sanatçıları) çok abartılı konuşmalar yapıyorlar. Çoğunlukla gözlerimi devirdim dinlerken. Çizimleri güzeldi aslında ama birkaç bölümden sonra kafayı yedi maalesef onlar da... ^^' Müzikleri iyiydi bakın ama. Özellikle ending, koyarım sona. ^^

Mangadan Kesit-2
Benim için totale vurduğumda hayal kırıklığı oldu. Konuyla ve karakterlerle yeni tanışacaksanız, karakterler sinir bozucu gelebilir. Ama alışıyorsunuz. Naho'nun saflığına, Suwa'nın fedakarlığına, Kakeru'nun pişmanlıklar-tripler silsilesine... Mangada karakterler sinirimi bozmamıştı ama animede bozdular, heralde iyi aktarılamamasından. Tekrar diyorum konu ilginizi çektiyse mangasını (da) okuyun. Anime, olmamış pek. Yine de çoğu seriyi katlayabilir tabi. :D Manga 9-9,5 puan ediyorsa... Anime de 7-8 arasındadır. Aslında biraz daha düşük de verebilirim ama bu Orange... yani olmaz. :D :D

SONUÇ: Manga tavsiye olunur, ama anime o kadar değil. :D Gerçi mangadan animeye geçen biri olarak hayal kırıklığına uğradım, direkt animeyi izlerseniz severbilirsiniz. Gerçi öyle dediğime bakmayın 7-8 puan az değil sonuçta... Neyse siz bilirsiniz. :D Bu arada trajedi olduğunu unutmayın, ağlamak istemiyorsanız bulaşmayın, anime hiç etki göstermedi bu konuda (güncel izlemenin de etkisi vardır) ama mangada gözlerim dolmuştu. Umarım seversiniz ya da sevmişsinizdir seriyi, gerçekten türünün hoş örneklerinden.



17 Eylül 2016 Cumartesi

Kitap Yorumu: Korkunun Bütün Sesleri - Kolektif

KÜNYE:
Orijinal Adı: --
Yazarı: Kolektif
Türkiye Yayıncısı: Metis Yayınları
Sayfa Sayısı: 130 sayfa
Cilt: Ciltsiz
Goodreads Puanı: 3.95 (66 oy sonucunda)
FantasticShinkiro'nun Puanı: 4

Arka Kapak Yazısı

 Korkunun Bütün Sesleri, bilimkurgu edebiyatının öndegelen isimlerinden saçtiğimiz öyküleri bir araya getiriyor; Asimov ve Heinlein gibi klasiklerle Bradbury, Ballard, Vonnegut ve Ellison gibi yenilikçilerin en güzel öykülerini.

Bilimkurgu uzun süre edebiyat sayılmamış, "edebiyataltı" bir tür olarak görülmüştür. Ancak bu öykülerle görüyoruk ki; bu yüzyılın teknolojik gelişmelerinden esinlenen bulumkurgu, yine aynı yüzyılın sınırlılığını aşma yolunda sürekli bir çabayı simgeliyor; bilginin niteliğini, bilim ve doğa, siyaset ve bilgi ilişsini ve bilginin denetimi sorguluyor. Edebiyat da böyle bir çaba değil midir? Yaşadığımız zaman ve mekânın sınırlarının ötesine gitme arzusu, sınırların ötesini bilme isteği değil midir?


Herkese yeniden merhaba! Bu gün bir kitap yorumu var, bayadır bakamadım buraya, bayramdır seyrandır. Artık okullar da açılıyor, iyice moralim bozuk, goodreads'te yorumluyorum ufak tefek okuduklarımı. Biraz okula adapte olup işleri yoluna koyarsam kopya yapmam buraya. >.< :D

Konumuz bir Metis derlemesi olan Korkunun Bütün Sesleri;

Gerçekten başarılı bir derlemeydi. Aşırı derecede bilim-kurgu merağım olmasa da sevdiğim bir türdür. Ama bu kitap günümüz bilim-kurgusundan çok farklı ve çarpıcıydı. Öyküler özenle seçilmiş. Kitapta şu sıralamayla yerleştirilmişler;

1.) Korkunun Bütün Sesleri - Harlan Ellison: Bu öykü kitaba bağlanmamı sağladı ve beklentimi arttırdı. Sanırım en sevdiğim öykü de bu. Ellison'ın dili ve anlatımı çok akıcı, merak uyandırıcı. Dementia alt türünden bir şeyler okuyormuşum gibi hissettim... Psikolojik yönü diğer çoğu öyküden çok daha iyi işlenmişti. Etkileyiciydi. Özellikle bu hikayenin adına bayılıyorum.

2.) Gülümseme - Ray Bradbury: En kısa öyküydü derlemedeki. 7 sayfa kadardı yanlış değilsem. Fahrenheit 451'den ögeler vardı, kitap yakılması vesaire. Aşırı bayılmasam da, ki bağlanacak kadar bile uzun değildi, Bradbury'nin anlatımdaki samimiyeti hikayeyi okutuyor insana.

3.) Bilinç Eşiğini Atlayan Adam - J. G. Ballard: Ballard'ın birkaç kitabı var kitaplığımda ama daha okuma fırsatım olmamıştı, bu öyküden sonra öne çekmeye karar verdim. Kesinlikle harikaydı. Çok özgün bir anlatı ve işleyişi vardı. Bilim-kurgudan ziyade bana distopya okuyormuşum hissiyatı verdi, baya ürkütücü- kapitalist bir dünya tasfiri vardı.

4.) Güç Duygusu - Isaac Asimov: Benim için en özgün hikaye olduğunu söyleyebilirim. İnsanların 'kafadan' hesap yapmayı bıraktığı, her şeyi bilgisayarların yaptığı, enteresan bir düzen. Biri çıkıyor ve hesap makinesi olmadan 'hesap' yapabildiğini söylüyor ve hikaye başlıyor. Bunun sonucunda 'insanlı' jetler üretmek ve insanlara 'hesaplamayı' öğretip bunu lehlerine çevirmeyi amaçlıyorlar. Tersine bir distopik-bilim-kurgu evreni... Orijinaldi. Çok sevdim bunu da. >.<

5.) Maske - Stanishlaw Lem: Derlemenin 3'te 1'ini oluşturan öykü. Bayram münasebiyle okurken fazlaca bölündü maalesef, yine de bir şekilde yakalamayı başardım. Olaydan çok duygu-düşünce bazlı bir hikayeydi, yer yer baya sıkıldım ve koptum ama bir noktasından sonra konuya da tam girince akıyor.

6.) Harrison Bergeron - Kurt Vonnegut Jr.: Bu da ayrı bir bilim-kurgu distopyaydı, kesinlikle konusunu çok sevdim, herkesi eşitleyen bir Sakatlama Dairesi'nin olduğu, zekilerin düşünmesinin, güzellerin güzelliklerinin sergilenmesinin engellendiği bir dünya, ama bilmiyorum, anlatım güzel olsa da, kurgu bir şekilde istediğim gibi gitmedi dersiniz, etkilemedi dersiniz, bir şeyler eksikti...

7.) Dünyanın Yeşil Tepeleri - Robert A. Heinlein: Okurken en çok sıkıldığım hikaye. Bir anlamı yoktu, neden seçildiğini de pek anlamadım. Bu hikayeyi beğenmedim ve bir şeyler bulamadım gerçekten. Sadece bir şekilde gurbet acısı(?) vardı. Sürekli bir şarkı sözü filan, adam uzayda akordeon çaldı, sonra memleketine dönmek istedi ölmeden...vesaire. Belki bir süre sonra bir daha okurum. O zaman bir şey bulabilirim, bir ihtimal.

Genel olarak sevdim. Bazı hikayeler anlatım ve konularıyla çok vurucuydu. Bu adamlar türlere biçim vermiş insanlar ve kesinlikle neden olduğunu anlıyorsunuz okurken. Yazdıklarını sadece bilim-kurgu olarak bile sınıflandırmak hata. Birçok günümüz eleştirisine, distopyasına taş çıkarırlar. Kitabın içinde bir yerde dendiği gibi belki gerçek bilim-kurgucular çok hoşlanmayabilir ama benim ilgi alanıma girdi. Klasik bilim-kurgu tam benlik(miş). Ve yazarları okumaya devam edeceğim. Tavsiye ederim.


Şu aralar kafayı vakıf serisine taktım, okul kütüphanesinde 7 kitabın 5'i var. O olmayan iki kitabı e-kitap olarak (maalesef) okuyup kütüphaneden devam edeceğim. Kitapların baskısı yok çünkü. İthaki'ye birileri söylesin de yeniden bassınlar. :/ 

Umarım faydalı bir yazı olmuştur. ^.^ Anime dünyasında 2016 yaz sezonu bitmek üzereyken sezonda izlediklerimle alakalı da bir yazı gireceğim. İlgileyseniz takip kalınız.~ 
Geleneği bozmayayıp bir şarkıyla veda edelim o zaman.