Blog'da Neler Var Peki?

28 Eylül 2016 Çarşamba

2016 Anime-Yaz Sezonundan Bir Seri; ORANGE

Merhabalar! Bu gün hiç yazmadığım tarzda bir yazıyla karşınızdayım. Ben bir anime izleyicisiyim (Yani manga okuyorsan anime de izliyorsundur?). Sizlere 2016 Yaz sezonunda izlediğim serilerden seçtiğim bir ikisini yorumlayacağım. 10 civarında seri izledim. Şaşırmayın normalde bu kadar izleyip ipin ucunu kaçırmam. ^^' Bu günün assolisti ise Orange.

NOT: Türleri eklerken manga versiyonunun türlerini aldım, animelerde fazla tür yazılmıyor nedense. :D :D

Anime Serisinin Tanıtım Görseli
TÜR: Shoujo/Seinen (geçtiği dergi seinen dergisiydi), Trajedi, Romantizm, Bilim-kurgu, Hayattan Kesitler, Okul Hayatı

BÖLÜM SAYISI: 13

KONU/TANITIMBir gün Takamiya Naho on yıl sonra gelecekten gelen, kendisi tarafından yazılmış bir mektup alır. Mektup o gün tam olarak yaşanacak olayları anlatmaktadır. Bu olaylardan biri de Naho’nun sınıfına Naresu Kakeru adında yeni bir öğrencinin transfer olacağıdır. On yıl sonraki Naho mektupta bir çok pişmanlığının olduğunu defalarca belirtir ve geçmişteki Naho’nun doğru kararlar vererek bu pişmanlıkları düzeltmesini ister, özellikle Kakaru ile ilgili olanları. Bundan daha şaşırtıcı olan ise on yıl sonra Kakeru’nun artık onlarlabirlikte olmayacağıdır. Gelecekteki Naho ondan Kakeru’ya gözkulak olmasını ister.

Sezonun en çok beklenen animelerinden biriydi kuşkusuz. İki sezon önceden duyurmalarına rağmen benim için beklemek zor oldu. Gel gör ki anime beklentimi karşılayamadı. Animemiz 2012-2015 yılları arasında yayımlanmış aynı adlı manga serisinden uyarlama. Toplamde 5 cilt, 22 bölümden oluşuyor. Konusu ilginizi çeksiyse mangasına bakmanızı öneririm. Manga Kuzey Amerika'da lisanslandı ve Complete Collection edisyonuyla 2 cilt halinde satışta. (Hatta Arkabahçe'nin sitesinde de satıştaydı ilk cilt) Ya da online olarak da bulabilirsiniz. Neyse. Açıkçası mangası harikuladeydi. Mangakası(manga yazar-çizeri) TAKANO İchigo'yu da severim zaten.

Mangadan Kesit-1
 Orange'ın mangasında biraz talihsizlikler de yaşanmıştı. Yayımlandığı dergiyle sorunlar yaşanmıştı ve mangaya bir süre ara verildi, sonra da bir seinen dergisinde tamamlandı yanlış bilmiyorsam. Öhm, manga konuşmasına döndü. :D

Konusu gerçekten özgün türünde. Ama animeye başarılı aktarılamamış pek. Manganın verdiği duyguları hissettirmiyor. Seiyuular(ses sanatçıları) çok abartılı konuşmalar yapıyorlar. Çoğunlukla gözlerimi devirdim dinlerken. Çizimleri güzeldi aslında ama birkaç bölümden sonra kafayı yedi maalesef onlar da... ^^' Müzikleri iyiydi bakın ama. Özellikle ending, koyarım sona. ^^

Mangadan Kesit-2
Benim için totale vurduğumda hayal kırıklığı oldu. Konuyla ve karakterlerle yeni tanışacaksanız, karakterler sinir bozucu gelebilir. Ama alışıyorsunuz. Naho'nun saflığına, Suwa'nın fedakarlığına, Kakeru'nun pişmanlıklar-tripler silsilesine... Mangada karakterler sinirimi bozmamıştı ama animede bozdular, heralde iyi aktarılamamasından. Tekrar diyorum konu ilginizi çektiyse mangasını (da) okuyun. Anime, olmamış pek. Yine de çoğu seriyi katlayabilir tabi. :D Manga 9-9,5 puan ediyorsa... Anime de 7-8 arasındadır. Aslında biraz daha düşük de verebilirim ama bu Orange... yani olmaz. :D :D

SONUÇ: Manga tavsiye olunur, ama anime o kadar değil. :D Gerçi mangadan animeye geçen biri olarak hayal kırıklığına uğradım, direkt animeyi izlerseniz severbilirsiniz. Gerçi öyle dediğime bakmayın 7-8 puan az değil sonuçta... Neyse siz bilirsiniz. :D Bu arada trajedi olduğunu unutmayın, ağlamak istemiyorsanız bulaşmayın, anime hiç etki göstermedi bu konuda (güncel izlemenin de etkisi vardır) ama mangada gözlerim dolmuştu. Umarım seversiniz ya da sevmişsinizdir seriyi, gerçekten türünün hoş örneklerinden.



17 Eylül 2016 Cumartesi

Kitap Yorumu: Korkunun Bütün Sesleri - Kolektif

KÜNYE:
Orijinal Adı: --
Yazarı: Kolektif
Türkiye Yayıncısı: Metis Yayınları
Sayfa Sayısı: 130 sayfa
Cilt: Ciltsiz
Goodreads Puanı: 3.95 (66 oy sonucunda)
FantasticShinkiro'nun Puanı: 4

Arka Kapak Yazısı

 Korkunun Bütün Sesleri, bilimkurgu edebiyatının öndegelen isimlerinden saçtiğimiz öyküleri bir araya getiriyor; Asimov ve Heinlein gibi klasiklerle Bradbury, Ballard, Vonnegut ve Ellison gibi yenilikçilerin en güzel öykülerini.

Bilimkurgu uzun süre edebiyat sayılmamış, "edebiyataltı" bir tür olarak görülmüştür. Ancak bu öykülerle görüyoruk ki; bu yüzyılın teknolojik gelişmelerinden esinlenen bulumkurgu, yine aynı yüzyılın sınırlılığını aşma yolunda sürekli bir çabayı simgeliyor; bilginin niteliğini, bilim ve doğa, siyaset ve bilgi ilişsini ve bilginin denetimi sorguluyor. Edebiyat da böyle bir çaba değil midir? Yaşadığımız zaman ve mekânın sınırlarının ötesine gitme arzusu, sınırların ötesini bilme isteği değil midir?


Herkese yeniden merhaba! Bu gün bir kitap yorumu var, bayadır bakamadım buraya, bayramdır seyrandır. Artık okullar da açılıyor, iyice moralim bozuk, goodreads'te yorumluyorum ufak tefek okuduklarımı. Biraz okula adapte olup işleri yoluna koyarsam kopya yapmam buraya. >.< :D

Konumuz bir Metis derlemesi olan Korkunun Bütün Sesleri;

Gerçekten başarılı bir derlemeydi. Aşırı derecede bilim-kurgu merağım olmasa da sevdiğim bir türdür. Ama bu kitap günümüz bilim-kurgusundan çok farklı ve çarpıcıydı. Öyküler özenle seçilmiş. Kitapta şu sıralamayla yerleştirilmişler;

1.) Korkunun Bütün Sesleri - Harlan Ellison: Bu öykü kitaba bağlanmamı sağladı ve beklentimi arttırdı. Sanırım en sevdiğim öykü de bu. Ellison'ın dili ve anlatımı çok akıcı, merak uyandırıcı. Dementia alt türünden bir şeyler okuyormuşum gibi hissettim... Psikolojik yönü diğer çoğu öyküden çok daha iyi işlenmişti. Etkileyiciydi. Özellikle bu hikayenin adına bayılıyorum.

2.) Gülümseme - Ray Bradbury: En kısa öyküydü derlemedeki. 7 sayfa kadardı yanlış değilsem. Fahrenheit 451'den ögeler vardı, kitap yakılması vesaire. Aşırı bayılmasam da, ki bağlanacak kadar bile uzun değildi, Bradbury'nin anlatımdaki samimiyeti hikayeyi okutuyor insana.

3.) Bilinç Eşiğini Atlayan Adam - J. G. Ballard: Ballard'ın birkaç kitabı var kitaplığımda ama daha okuma fırsatım olmamıştı, bu öyküden sonra öne çekmeye karar verdim. Kesinlikle harikaydı. Çok özgün bir anlatı ve işleyişi vardı. Bilim-kurgudan ziyade bana distopya okuyormuşum hissiyatı verdi, baya ürkütücü- kapitalist bir dünya tasfiri vardı.

4.) Güç Duygusu - Isaac Asimov: Benim için en özgün hikaye olduğunu söyleyebilirim. İnsanların 'kafadan' hesap yapmayı bıraktığı, her şeyi bilgisayarların yaptığı, enteresan bir düzen. Biri çıkıyor ve hesap makinesi olmadan 'hesap' yapabildiğini söylüyor ve hikaye başlıyor. Bunun sonucunda 'insanlı' jetler üretmek ve insanlara 'hesaplamayı' öğretip bunu lehlerine çevirmeyi amaçlıyorlar. Tersine bir distopik-bilim-kurgu evreni... Orijinaldi. Çok sevdim bunu da. >.<

5.) Maske - Stanishlaw Lem: Derlemenin 3'te 1'ini oluşturan öykü. Bayram münasebiyle okurken fazlaca bölündü maalesef, yine de bir şekilde yakalamayı başardım. Olaydan çok duygu-düşünce bazlı bir hikayeydi, yer yer baya sıkıldım ve koptum ama bir noktasından sonra konuya da tam girince akıyor.

6.) Harrison Bergeron - Kurt Vonnegut Jr.: Bu da ayrı bir bilim-kurgu distopyaydı, kesinlikle konusunu çok sevdim, herkesi eşitleyen bir Sakatlama Dairesi'nin olduğu, zekilerin düşünmesinin, güzellerin güzelliklerinin sergilenmesinin engellendiği bir dünya, ama bilmiyorum, anlatım güzel olsa da, kurgu bir şekilde istediğim gibi gitmedi dersiniz, etkilemedi dersiniz, bir şeyler eksikti...

7.) Dünyanın Yeşil Tepeleri - Robert A. Heinlein: Okurken en çok sıkıldığım hikaye. Bir anlamı yoktu, neden seçildiğini de pek anlamadım. Bu hikayeyi beğenmedim ve bir şeyler bulamadım gerçekten. Sadece bir şekilde gurbet acısı(?) vardı. Sürekli bir şarkı sözü filan, adam uzayda akordeon çaldı, sonra memleketine dönmek istedi ölmeden...vesaire. Belki bir süre sonra bir daha okurum. O zaman bir şey bulabilirim, bir ihtimal.

Genel olarak sevdim. Bazı hikayeler anlatım ve konularıyla çok vurucuydu. Bu adamlar türlere biçim vermiş insanlar ve kesinlikle neden olduğunu anlıyorsunuz okurken. Yazdıklarını sadece bilim-kurgu olarak bile sınıflandırmak hata. Birçok günümüz eleştirisine, distopyasına taş çıkarırlar. Kitabın içinde bir yerde dendiği gibi belki gerçek bilim-kurgucular çok hoşlanmayabilir ama benim ilgi alanıma girdi. Klasik bilim-kurgu tam benlik(miş). Ve yazarları okumaya devam edeceğim. Tavsiye ederim.


Şu aralar kafayı vakıf serisine taktım, okul kütüphanesinde 7 kitabın 5'i var. O olmayan iki kitabı e-kitap olarak (maalesef) okuyup kütüphaneden devam edeceğim. Kitapların baskısı yok çünkü. İthaki'ye birileri söylesin de yeniden bassınlar. :/ 

Umarım faydalı bir yazı olmuştur. ^.^ Anime dünyasında 2016 yaz sezonu bitmek üzereyken sezonda izlediklerimle alakalı da bir yazı gireceğim. İlgileyseniz takip kalınız.~ 
Geleneği bozmayayıp bir şarkıyla veda edelim o zaman.


28 Ağustos 2016 Pazar

Kitap Yorumu: Âmâk-ı Hayal - Filibeli Ahmed Hilmi

KÜNYE:
Orijinal Adı: Âmâk-ı Hayal
Yazarı: Filibeli Ahmed Hilmi
Yayıncısı: Birçok yayınevi bastı, elimdeki kopya 2015 baskılı Eşik Yayınları
Sayfa Sayısı: 192 sayfa
Cilt: Ciltsiz
Goodreads Puanı: 4.30 (587 oy sonucunda)
FantasticShinkiro'nun Puanı: 5

Arka Kapak Yazısı
  
"Ey avare yolcu! Yürü; durma, yürü. Bu geçici âlemin zevkleri seni Allah’a kavuşmaktan alıkoymasın. Bu eşsiz manzaraların, bu güzelliklerin hepsi rüya ve hayalden ibarettir. Ey zavallı ziyaretçi! Yürü; durma, yürü. Yürü ki, Allah’a kavuşmanın gönle ferahlık veren tazeliğinde yüceliklere eresin. Yürü; kendi aslına kavuş.” 
Aşk ile aklın, iyi ile kötünün, bilgelik ile cehaletin amansız kavgası… ve bu kavganın tam orta yerinde bir Âdemoğlu… 
Filibeli Ahmed Hilmi’nin ünlü eseri, usta işi bir aktarımla Eşik'te.... 

Herkeslere merhaba! Nasılsınız? Umarım iyisinizdir, ben fena değilim. Önceki gönderide dediğim gibi Âmâk-ı Hayal ile karşınızdayım.

Kendisini ocak ayındaki Ankara kitap fuarından almıştım, ara ara tasavvuf da okuyorum, feyizlenmek de gerek değil mi bi' yerde sonuçta? :)

Önce Âmâk-ı Hayal ne demek onunla başlayalım: En bilinen Türkçeleştirmesi (günümüz Türkçesini kastediyorum) Hayalin Derinlikleri anlamına geliyor. Kısa bir viki yapabilirsiniz.

Gerçekten çok severek okudum. Slumpta idim ama yine de beklediğimden erken bitti, zaten Türkçeleştirmesi de beklediğimden fazlaydı. Bir tasavvuf eserinin kurgulu olduğunu çok sık görmedim, o yüzden türünde de ayrı bir kitap. Çok farklı din ve felsefeyi birleştirmişti. Buda'sından tutun Konfüçyüs'e kadar birçok kısımda göndermeler vardı...

Son olarak size bir ney müziği bırakıyorum. Hamza Castro ile abimin İspanya seyahatinden getirdiği bir albümüyle tanışmıştım, bu parça da o albümden. Kendisi müslüman olmuş ve Hamza ismini almış bir ispanyol. Umarım severek dinlersiniz, albümdeki en sevdiğim bir-iki parçadan biri. Keyifli dinlemeler.

 
Gerçekten son not: Yorum hiç içime sinmedi gerçekten ama elim başıma değip de staj işlerinden filan düzgün bir şey yazamadım... Yine de söz vermiş bulunduğum için önceki yazıda kısa bir şey yazmadan da olmazdı... Belki ilerde editlerim. :D
Sürç-i lisan ettiysem affola... Kendinize dikkat ediniz efendim.

16 Ağustos 2016 Salı

Kitap Alışverişi No.1

Merhabalar! Bir alışveriş yazısıyla karşınızdayım. Bir süredir alışveriş yapmadığım için resmen ne alacağımı şaşırdım ama indirimdi ve biraz farklı ilgi alanları gün yüzüne çıkınca sonuç bu oldu. Alışveriş İdefix'ten. Elime dün geçti kargo. Yarın son günü olan bir indirim sezonu vardı. Hatta hediye kuponu filan da veriyorlardı... Neyse konu o değil. :D Aldıklarıma geçelim.

Mezarlık Kitabı Çizgiroman Versiyonu: Kitabı gibi bunu da İthaki bastı. İlk okuduğum Gaiman kitabıydı üstelik Mezarlık Kitabı, orijinal ve naifti. Severim kendilerini, bayadır da bekliyordum. İthaki'de de yüzde 35 filan indirim vardı ekledim. Haftasonu okurum galiba.
Fahrenheit 451 Çizgiroman Versiyonu: Normalde bu tarz şeylerde önce orijinal halini okumak isterim ama nedense içimden kitabını almak gelmedi. Ben de aldım, bu da haftasonuna inşallah. :D
Titana Saldırı- Çöküşten Önce Cilt 1: Zaten topu topu 2-3 yayınevimiz var manga basan. :D Titana Saldırı'yı ve çoğu mangayı da Gerekli Şeyler basıyor, onlar basmadan evvel Titana Saldırı'yı okumuş, tüm animelerini elden geçirmiştim galiba. :D Ama spin-off serilerine hiç geçiş yapamamıştım, iyi ki bunları da bastılar. ^^ İlk basmaya başladıklarında da spin-off'ları sormuştum hemen hatırladım da. :D Çok yan serisi var TS'nin... Neyse benim sevdiğim bir shounen serisidir. Bunun yorumunu girmem tek tek, tüm TS hakkında bir yorum girersem, bundan da bahsederim.


OZ ve Oz Büyücüsü: Olasılıksız benim favori kitaplarımdan biri, okuyalı 6 sene kadar oldu heralde. :D Ama üstüne Empati'yi okumak istemedim bir türlü almak bile denk gelmedi... April'da da yüzde 40 indirim varken ikisinden birini sepete atacaktım bunda karar kıldım, bu vesileyle Oz Büyücüsü'nün orijinalini de öğrenme şansım oldu(olacak) :D


Satranç ve Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu: Geçenlerde Olağanüstü Bir Gece'yi okuyup beğenmiştim, ama bu kitapları ondan daha çok seviliyor, çok fark etmese de bu pahalı olmayan kitaplarda İş Bankasın'da da indirim vardı. Deneyeyim dedim. :D Aslında ben Zweig'in Marie Antoinnette biyografisini okumak istiyorum çok uzun zamandır ama kitap çok pahalı. :( Doğum günümde birine aldırtmaya bakacağım, yoksa okul dönemi içinde kütüphaneden okuyacağım.

Bir Köy Hekimi: Kafka okumaya geçen sene başladım, tabi ki Dönüşüm ile :D, o kütüphanedendi, ama elimde Dava ve Şato adlı kitapları var. Bunu ise anime filmiyle keşfettim. Film dediğime bakmayın 20 dakika kadardı. Çok farklı işlenmişti o yüzden kitabı da okumak istedim.


Korkunun Bütün Sesleri: Bilim-kurgu severim ama kitaplarda çok fazla tercih etmedim şimdiye kadar, ya da fantastikten filan sıra gelmedi. :D Bu da birçok yazarı birleştirdiği için listeme almıştım.
Mars Yıllıkları:  Alışverişin 2. Ray Bradbury'si. Kendisiyle Eve Dönüş adlı iillüstrasyonlu kitap ile tanışmıştım lisede, yıllar sonra devam. :D Beğeneceğimi düşünüyorum.

Hamlet, Soneler, Romeo ve Juliet: Artık Shakespeare'e de başlama vakti gelmişti. :D Sonelerini arada nette açık okurdum, arşive ekledim gibi oldu. :D Romeo ve Juliet zaten lise-romantizmlerinin vazgeçilmezi zaten. Hep bir Romeo'yu Juliet'i kimin oynayacağına dair kavgalı sahnelerle ünlü gerçi. :D



Tek tek yazmayım Savaş Sanatı haricinde Japon edebiyatı.Onu da neden ekledim bilmiyorum, o son adımda biraz bekleseydim, çıkarabilirdim belki... Neyse. :D  Kappa bir kısa öykü. Yazarı Dazai Osamu'yu etkilemiştir. Ve önemli bir yere sahip kendisi, çevrilen diğer kitaplarını da alacağım. Hagakure: Saklı Yapraklar hakkında pek bilgim yok, Japon edebiyatının çevrilen tüm eserleri baskıları ev verdikçe okumaya çalışacağım.
Yastıkname listemdeydi ama sonrasında biri tekrar önerdiği için listeme ekledim, umutluyum, benzeştiği söylenen Murasaki Shikibu'nun Günlüğü'nü beğenmiştim.




Bunlar da ya Japon edebiyatı ya da Japonlar ve Japonyayla alakalı kitaplar. İtiraflar'ın çevrildiğini görmek beni çok mutlu etti, zira mangasını okumuş ve 2010  yapımı filmini izlemiştim. Özellikle mangasını çok sevmiştim, konuyla ilk onunla tanıştığım için. Gönül ister önce kitabı okusaydım ama ülkemizde uzakdoğu edebiyatına önem az ve belli başlı kitaplar- yazarlar çevriliyor. Kenzaburo Oe hep okumak istedim, kendisini Nobel Ödüllü, o yüzden çevrilmiş çoğu kitabı, bu da onlardan biri, Kişisel Bir Sorun, seveni de var sevmeyeni de var, bakacağız.
Görünmez Oyuncu tiyatroyla alakalı, ince bir kitap (gerçi pahalı ona göre de) Japon yazaıyla dikkatimi çekmişti. Ama tiyatroyla da ilgilendiğim bir dönem vardı.
Japonya'da Türk İmgesinin Oluşumu konunun uzmanı bir öğretim görevlisi tarafından yazılmış bir kitap. Bilgi içerikli.


 Bunlar toplama kalanlar sanırım. :D Tarih okumayı severim ama daha Halil İnalcık okumamıştım. Bu kitap da, Osmanlı Tarihinde İslamiyet ve Devlet, özellikle ilgimi çekmişti. Kendisine de Allah'tan dileyelim buradan sırası gelmişken.
Yazı Kitabı, içinde alfabeleri ve onlar hakkında bilgiler barındırıyor. İlk gördüğümden beri ilginç geliyordu, yeni de sanırım, iyi ki indirime de denk geldim de aldım, indirimli hali bile 24 liraydı.
Ve Kralların Merhameti... Türkçe çıkmadan önce de dikkatimi çekmişti, tabi bilmiyordum İthaki'nin basacağını. Baya mutlu olmuştum ama tabi yine pahalıydı denk getirip alamadım... Zaten Krallar'dan yana biraz artık... İsimsel olarak sıkıldık. :D :D Ama beklentim çok ve sevecekmişim gibi hissediyorum, umarım uzakdoğunun mistik yönünün tadını alabilirim. ^^


Bu sayıyı özellikle okumak istemiştim, Japon edebiyatı olduğu için, kendileri alışverişlerde o ayınkini gönderiyorlar zaten, aldım sayılmaz. :D

Sanırım bu kadar. :D Alışveriş İdefix'tendi dediğim gibi, her seferinde uzak tefek defolarla geliyor kitaplar, alıştım ama zaten önceki kadar rahatsız olmuyorum. Tabi olmasa iyi olur. :D Çoğuna yorum girmeyi düşünüyorum. Şu aralar Amak-ı Hayal'in yorumunu gireceğim, sonra da anime yorumu var aklımda ama bakalım tabi. :D Yakın zamanda da alışveriş yapmayacağım sanırım, aklımda bir amazon alışverişi var gerçi ama ne zaman olur bilemiyorum. Kendinize çok dikkat ediniz efendim.

10 Ağustos 2016 Çarşamba

Şiir Seçmece: Söylesem Söyleyebilsem Ah Derdimi - Victor Hugo

Söylesem ah söyleyebilsem derdimi 
Mehtap bir gecede açabilsem sana kalbimi
Göreceksin seninle dolu

Desem, diyebilsem ki seviyorum seni
Çılgınca aşığım sana
Ama demem, diyemem
Çünkü aramızda dağlar, denizler
Ve benim o kahrolası gururum var

Bu böyle sürüp gidecek
Sen, seni sevdiğimi bilmeyecek, öğrenmeyeceksin
Ben her gece yıldızlara seni sevdiğimi söyleyeceğim
Sana asla…
Çünkü aramızda dağlar denizler
Ve benim o kahrolası gururum var – 


Evet, bir şiir paylaşımı. Şu an izlediğim bir anime serisini- onu da yorumlasam mı ki diye düşünüyorum hala- resmen özetliyor ve o kadar iyi anlatan bir şiir ki platonik aşkı... Onun verdiği ilhamla böyle bir kısım yapmaya karar verdim. Bu da ilk şiiri oldu, bakalım, inşallah devamlı olur. >.<  Zaten Japon Yüz Şiir Antolojisi'ni yapmayı düşünüyordum, artık daha genel olmuş oldu. Neyse şiirin tadını çıkarınız efenim.

7 Ağustos 2016 Pazar

Kitap Yorumu: Olağanüstü Bir Gece - Stefan Zweig

KÜNYE:
Orijinal Adı: Phantastische Nacht
Yazarı: Stefan Zweig
Türkiye Yayıncısı: Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları
Sayfa Sayısı: 80 sayfa
Cilt: Ciltsiz
Goodreads Puanı: 4.17 (801 oy sonucunda)
FantasticShinkiro'nun Puanı: 4

Arka Kapak Yazısı

 Olağanüstü Bir Gece, seçkin bir burjuva olarak rahat ve tasasız varoluşunu sürdürürken giderek duyarsızlaşan bir adamın hayatındaki dönüştürücü deneyimin hikâyesidir. Sıradan bir Pazar gününü at yarışlarında geçirirken, belki de ilk kez burjuva ahlakından saparak “suç” işler. Böylece yeniden “hissetmeye” başladığını, kötücül ve ateşli hazları olan gerçek bir insan olduğunu fark eder. İçindeki haz dolu esrime, aynı günün akşamında onu gece aleminin son atıklarının arasına, “hayatın en dibindeki lağımlara” sürükleyecek, varış noktası ise ruhani bir uyanış olacaktır.

Yeniden merhabalar! Önceki gönderinin üstünden bu kadarcık geçmişken yine buradayım! Çok mutluluk verici kesinlikle! Bugünkü konumuza geleyim hemmen.



Evet, bugün düşüncelerimi paylaşacağım güzellik bu. Tabi yine ufacık bir konu özeti vereyim arka kapak yazısını vermiş olsam da.


Konu tek bir karakter üzerinden dönüyor. Kendisi bir burjuva. (Zengin-statü sahibi kesimi tanımlayan bir kelime) Bu adam, parasının da gücüyle ve kendi karakteri olduğu üzere ne hayatta zorluk çekmiş ne de bir şey için çaba harcamış. Ailesinin ölümünden sonra tabir-i caizse hiçbir şey yapmadan, sadece soluk alıp vermiş. Kendini burjuva sınıfının gerekliliği, sahteliği yansıtırken bulmuş bir zaman sonra. Tabi bunun sonucunda da artık duygusuz, hiçbir şey hissedemeyen bir insan haline gelmiş. Bu kitapta bir gününün sonucunda bu durumun farkındalığından ve biraz bu durumundan kurtulup yaşama dönmesini anlatıyor. Suç işlemenin verdiği haz, ona yaşadığını hatırlatıyor.

6 ay önce girişimim olmuştu okumak için ama ruh halimin uymadığını düşünerek 1-2 sayfada bırakmıştım. Ama bu sefer baya sardı ve sonucunda da sevdiğim kitaplardan biri oldu. İlk kez Zweig okudum ama devam edeceğim. (Zaten Marie Antoinette biyografisini çok uzun zamandır okumak istiyorum, ama pahalı bir kitap, bekliyor bir süredir listede işte.)

Dediğim gibi, kitabı sevdim. Edebi yanı çok sağlamdı, çok hoş cümleler vardı. Zaten konu güzel, ruh tahlillerini severim. İnsanın kendinden bir şeyler bulmalarına, içlerine bakmalarına vesile oluyorlar. Güzel de işlemiş hani. Ama bu kitapta bir samimiyetsizlik var. Nedenini tam bilemiyorum ama belki de edebi yanının güçlü olmasının getirdiği süslü anlatımdan dolayıdır. Yazarın bunları hissettiğini anlıyorsunuz- çünkü bu kadar derin şeyler zor yazılır hissetmeden- ne var ki kendinizi bütünleştiremiyorsunuz karakterle. Sanırım dili güzel olmasıydı bu puanı vermeyebilirdim.

Karakterin tek gününü anlatıyor, aydınlanma yaşadığı günü. O yüzden bir kurgu, veya süslü olaylar beklemeyin, sadece ruh tahlili için ortam ve olaylar hazırlanmıştı, zaten çok da ince bir kitap. Ama değiyor okuduğunuza.

Kitabın teknik yönleriyle de sıkıntım yok. Çevirisini beğendim, akıcıydı. Kapak ise bir numara. ^^ Ben Van Gogh çok severim. Yıldızlı Gece Tablosu da favorilerimdendir. Gördüğünüz gibi ayracı da var, ki ayraç kullanmaktan hoşlanmam pek. >.<

Tavsiye edebileceğim bir kitap, ruh tahlillerini sevenler için bire bir. Ama bu tarz şeyleri sevenlere direkt Japon Edebiyatını tavsiye ederim. :D Onlar gerçekten ayrı bir seviyedeler bence karamsar ruh hali çözümlemesinde. Özellikle Osamu Dazai. Bu beyefendinin İnsanlığımı Yitirirken'i çok güzeldir. (Hala baskısı mevcut) Ülkemiz uzakdoğu çevirilerinde gerçekten çok geride. Basılmış olanların bile baskısı bulunmuyor. Azıcık batının dandik kitaplarından yer ayırabilseler keşke.

Bu seferlik de bu kadar olsun. Yine size güzel bir parça bırakıyorum. Kendinize iyi bakın!



6 Ağustos 2016 Cumartesi

Kitap Yorumu: Yıldız Tozu - Neil Gaiman

KÜNYE:
Orijinal Adı: Stardust
Yazarı: Neil Gaiman
Türkiye Yayıncısı: İthaki Yayınları
Sayfa Sayısı: 4.baskısı 292 sayfa
Cilt: Ciltsiz
Goodreads Puanı: 4.06 (246,977 oy sonucunda)
FantasticShinkiro'nun Puanı: 3

Arka Kapak Yazısı

"Mucizelerle dolu bir hikaye... Gaiman yeni gelenekte bir peri masalı ortaya çıkarmak için son derece zengin bir dil, doğal bir bilgelik, iyi bir mizah ve biraz da karanlık kullanıyor."
- Publishers Weekly

Kadim İngiltere'nin huzurlu tarlaları ve çayırlarında, bir granit çıkıntısının üzerinde 600 yıldır duran küçük bir köy vardır. Hemen doğuda köye ismini veren upuzun bir taş duvar yükselir. İşte burada, Duvar Köyü'nde, genç Tristran Thorn kalbini, akıllara zarar veren güzellikteki Victoria Forester'a kaptırır. Ve işte burada, yepyeni bir Ekim arifesinde, Tristran aşkına bir söz verir - bu öyle hızlı edilmiş bir yemindir ki, onu duvardaki tek gedikten dışarı, çayırların ötesine ve hayatının en heyecanlı macerasına yollayacaktır.
"Gaiman hikaye dünyasının zengin bir kaynağı ve bizler her açıdan ona sahip olduğumuz için şanslıyız."
- Stephen King

"Yetişkinler için aşk, tehlike, arkadaşlık, büyü ve macerayla dolu bir peri masalı. Nüktedanlık ve zeki bir üslupla bezeli bu kısa roman insanda çok güzel bir memnuniyet yaratıyor."
- Detroit Free Press


  Merhaba! Blogumdaki ilk yorumuma hoş geldiniz. Aslında kendimi tanıttığım yazıdan sonra bu kadar ara vermeyi düşünmüyordum ama reading slump'tayım. Hala bir şeyler okuyorum manga filan ama bu okuduklarım zaman alıyor. Okul döneminde daha iyi okuyanlardanım ben. 5 ayda 30 kitap okumuştum haziran başına kadar, benim için iyi bir sayıdır. Öhöm neyse! Bu günün konusuna geçelim öyleyse!


Başlıktan da anlaşıldığı üzere Neil Gaiman'ın Yıldız Tozu'nu inceleyeceğiz.

Neil Gaiman'ın kitapları hakkında birçok yorumlar yapıldı. Sevildi veya sevilmedi. Ülkemizde de genel manada değeri bilinen bir yazar olması insanı mutlu ediyor. Kendisi benim en zevk alarak okuduğum yazarlardan biri çünkü.
Neyse, yine konuyu dağıtıyorum. :D

İçeriğinden bahsedeyim önce size.

Bir köy var, ve bu köy bir duvarla ayrıştırılmış. Dışardan çok nadiren insan geliyor, 9 senede düzenlenen festivallerde, buradan da çok nadiren çıkılıyor. Hatta duvardaki gedikte nöbetçiler oluyor.
İşte böyle bir dünya.

Dunstan adında bir genç var. Ve aşık. Ama bu arada bir başka kadınla tanışıyor ve ondan...hoşlanıyor diyeyim. :D O kadından sonra asıl sevgilisiyle evleniyor ama bir gün... Bir bebek geliyor?! Bu bebek de arka kapak yazısında bahsi geçen Tristian.
Yıllar geçiyor ve Tristian da büyüyüp aşıklar kervanına katılıyor. Köyün en güzel kızı olan Victoria Forester'a. (Kitabın sonunda ikili arasındaki olaylar beni sinir etmişti, Tristian'a bu kadarlık mıydı? diye soruyorsunuz.)
Bir gün ikisi konuşurken, kayan bir yıldız görüyorlar, Tristian da onu sana getirirsem istediğim bir şeyi yapacaksın diyor. Anlaşıyorlar. Ve böylece Tristian'ın yıldız avı yolculuğu da başlamış oluyor.

Konusu bu. Bir yetişkin masalı olarak geçiyor. Ama yetişkin masalları bana pek hitap etmiyor onu anladım. Çünkü kitabın içine girmekte zorlandım. Tabi bu bir Neil Gaiman kitabı, diliyle veya anlatı tarzıyla ilgili bir konu değildi. Genel dünyasına hoş diyebilirim, pek benlik değil yine de.

Masalları her zaman karakterlerin iyi-kötü gibi kesin çizgilerle ayrılmış olması dolayısıyla çok da... Sevimli bulmam. :D Sıkıntım da yoktur ama. Yıldız Tozu'nun da öyle bir yönü vardı haliyle. Karakterlerinin kişilik özellikleri yok gibiydi. Özellikle kötü karakterleri çok zayıftı, beni kaygılandırmadılar. Genelde karakterlerde bir şeyler bulmaya çalışırım, o yüzden çok ilgimi çeken karakterler yoktu.

Kurguda şaşırtıcı birkaç nokta vardı, o aralarda kitap güzelce okunuyordu. Belli bir temposu yoktu, Tristian'ın kısımlarına geçince akıcılık bulduğunu söyleyebilirim. İlk bölüm işkence gibi gelmişti.

Diliyle ve mizah anlayışıyla, ya da Gaiman'ın mesajlarını veriş şekliyle sıkıntım yok, kendisini okumayı baya severim. Özellikle dili... Resmen adam naif yazıyor ya. Elimde okunmayı bekleyen 3 kitabı daha var. Artık özledikçe devam ederim onlardan da. Hem şu an sanki roman okuma modumda değilim gibi...

Filmi de varmış, belki izleyebilirim ama film izlerken sıkılıyorum. :D Kitabı okurken sık sık keşke animasyon filmi olsa diye aklımdan geçirmişimdir. Ama yapacak bir şey yok tabii.


Bu arada kitabın baskısı hiç hoşuma gitmiyor. Boyutu küçük ve İthaki'nin sürekli yaptığı sırt yazılarını ters basması. Fotodaki tüm kitaplar neredeyse İthaki ve hepsi farklı farklı. Bir tarz oturtsalar artık iyi olur, bunlar kitaplara göre değişebiliyor orası ayrı ama, baya sinirim hopluyor kitaplıkta gördükçe. Siz de bakınız. Hopladı mı sinirler?


Yerine yukardaki fotoda da yer alan, biraz daha eğlencesi fazla, yine İthaki'den çıkan, Yürüyen Şato üçlemesini tavsiye ederim. İlerki safhalarda okuyup tamamladığım seriler hakkında da yazılar girmeyi düşünüyorum. Yürüyen Şato üçlemesiyle başlayabilirim belki, gerçekten çok sevdiğim bir seridir. Bu kitap da okunabilirdi ama tavsiyelerimde ilk aklıma gelecekler arasında da değil maalesef. Yine de masal severler çok sevecektir.

Genel olarak böyle, umarım fazla uzatmadan size kitap hakkında bir şeyler verebilmişimdir. Bir diğer gönderiye kadar kendinize iyi bakınız efendim. Güzel bir parçayla güle güle.



20 Temmuz 2016 Çarşamba

Blog sahibesinden İlk Yazı! Ben Kimim?

Merhaba! Uzun zamandır blog açmakla ilgili düşünceleri olan bir kişinin icraata geçtiğinin kanıtını, sonunda, okuyorsunuz. Blogun adı Tk from Ling tosite sigure'nin Fantastic Magic adlı albümündeki birkaç parçadan geliyor. Blog kitap, manga, anime gibi çevremde pek konuşacak kimse bulamadığım konular üzerine olacaktır. Takip ettiğim birkaç blog var, ama haricinde de manga-kitap-anime hepsinden yorum yapan çok nadir blogger olduğunu fark ettim. Tabi ki amacım farklı bir blog olması değil. Konuşmak sadece. :D Sizler de yorum bırakmak konusunda duyarlı olursanız bu dileğim gerçek olacaktır. :) Yaşımın ilerlemesiyle, ileride farklı alanlara yönelebilir veya alanı da genişletebilirim.

Kendimden bahsedeyim biraz: 20 yaşımdayım. Ankarada bir üniversitede inşaat mühendisliği bölümü okuyorum, daha doğrusu okumaya çalışıyorum. :D Hep cerrah olmak istemişimdir ama ders çalışmakla ilgili herkesin sıkıntıları vardır >.< Bu isteğimi tıpla alakalı ufak tefek yazılar veya kitaplar okumakla köreltiyorum.

Yaşıma göre fena bir okuyucu olmadığı düşünüyorum. 2-3 senedir uzakdoğu kültürüyle, özellikle Japonya'yla ilgileniyorum ve Japonca öğreniyorum.  Roman okumayı seviyorum ama tek türe bağlı kalmaktan da hoşlanmıyorum.  Elimden geldiğince burada yorumlar yapacağım artık. Bir ara klasik müzikle ilgileniyordum, keman çalıyorum, pek şu aralar elime alamasam da. :D

Blog uzun bir süre daha beta aşamasında olacak gibi, aslında bu tarz işlerden pek anlamıyorum, belki bu yazıyı da milyon kere güncelleyebilirim zira gece yarısı yazıyorum, kesin bir şeyler gelecektir eklemek istediğim. :D

Size emanetim! :D Ulaşmak için yorum bırakmanız yeterli. :D
Zamanla farklı sosyal hesaplarımı da ekleyeceğim, Goodreads, MyAnimeList gibi. (Edit: Bundan vazgeçtim.)